Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bir Bisiklet, Bir Kulübe, Bir Adam

1.5 sene önce Şili’nin Carretera Austral rotasında pedalladığım günlerden bir gün Carlos tarafından çekilmişti bu fotoğraf fakat yeni ulaştı bana.

Fotoğrafın çekildiği günün sabahı yağmur sesiyle çadırımda uyanmıştım. Çadırın içinde kahvaltımı yapıp hızlıca çadırı söktükten sonra yola koyulduğumda Carlos Heviariera diye birinin varlığından bi haberdim üstelik.

Yağmurluğum üstümde, altımda ise yağmur pantalonum, şiddetini sürekli arttıran bir yağmurda pedallıyordum. Carretera Austral bizim Karadeniz gibidir, yemyeşil. Sıkça yerleşim yerine rastlamazsınız. 3 günlük yemek ihtiyacım hep yanımdaydı bu rotada. Yanında yemeğinin olması hem iç rahatlatıcı, hem de seni daha özgür kılan bir şey bisiklet üstünde. Yemeğin varsa sevdiğin bir yerde bakkal/market olmasa da 1-2 gün fazladan takılabilirsin mesela. Yemeklik malzememin olmasının verdiği rahatlıkla yolumda ilerlerken öğlen vakti yolun biraz aşağısında, nehrin kıyısında bir kulübe gördüm. Yağan yağmurdan sığınıp öğlen yemeğimi burda hazırlarım diye düşünerek kulübeye doğru ilerledim.

Yol Hikayeleri - Bir geceliğine evim olan kulübe
Bir geceliğine evim olan kulübe

Şilililer Tanrı misafirine çok açık bir millet. “Merhaba, kimse var mı?” diyerek kulübenin etrafında dolanıp pencereden içeriye bakınca boş bir kulübe olduğunu gördüm. Görünürde de kimsecikler yoktu. Kapıyı ittirmemle kapı açıldı. Tek odalı kulübenin sol tarafında istiflenmiş halde duran irili ufaklı odun parçaları, yanında minik bir balta, köşede bir soba, sobanın üstünde bir çaydanlık, sobanın etrafında tahtalardan yapılmış oturaklar, oturak niyetine kütükler, sobanın önünde derme çatma bir masa vardı. Masaya yaklaşınca masanın üzerinde tuz, çiçek yağı, bir paket makarna, kibrit ve o bölgelerde çokça tüketilen mate çayı olduğunu gördüm. Kapının hemen yanında bir süpürge ve kürek duruyordu. Öğlen yemeğini yemek için burası bulunmaz hint kumaşıydı. Sobaya odun attım, bir yandan odunlar tutuşmaya başlarken ıslak kıyafetlerimi kurularla değiştirip, ıslak olanları sobanın etrafına koydum. Minik bir hoparlör taşırım yanımda. Çatırdayan odunlara müzik eşlik ederken soğanları doğramaya başladım yemek için. Sobanın sıcağıyla da camlar buhar oluverdi. Tenekeden yapılmış çatıyı yağmur daha hızla dövmeye başladı. Sobanın üstünde mercimek yemeğinin yanında pilav pişiyordu. Çaydanlığa su koydum yemek sonrası mate içerim diye.

Bacadan tüten dumanı gördüm de geldim…

Yol hikayeleri - Carlos Heviariera
Carlos, kulübenin yakınlarına gelen hindiyi fotoğraflıyor.

Tam yemeğimi tabağıma koyarken kapı çaldı. Ev sahibi edasıyla kapıya doğru ilerlerken “Allah Allah kim acaba?” diye söylene söylene kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda yağmurdan sırılsıklam olmuş Carlos Heviariera duruyordu karşımda. “Bacadan tüten dumanı gördüm de geldim, daha fazla pedallayamayacağım” dedi. O bölgeye ya bisikletli uğrar zaten ya da atlı çobanlar falan. “Kaynanan seni seviyormuş” dedim yemeği göstererek ama anlamadı tabi bu deyimi ?10 dakika sonra birlikte yemek yiyorduk. Çay içmeye geçtiğimizde fotoğrafçı olduğunu söyledi. Sonra makinasını çıkartıp işte bu fotoğrafı çekti. Sobanın sıcaklığı, yağmurun şiddetini arttırması, muhabbetin güzelliği ile o gece o kulübeyi ev yaptık kendimize. Ertesi sabah Carlos benden önce ayrıldı, ben yine sobanın başında mate içiyordum. Vedalaştık. Sonra bir daha Carlos’u hiç görmedim.

Yolda olmanın halleri işte; kısacık zamana sığdırılmış arkadaşlıklarla dolu…

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.