Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Eller Havaya!

Brezilya’nın Goias bölgesindeki Greta ve Guy’ın huzurlu çiftliğinden elimin çamuru ile geçen hafta ayrıldım. Toprak evlerini sevgi ile inşaa ederlerken onlara yardımcı olmak, doğaya uyumlu çiftliklerinde organik sebze/meyvelerle beslenmek, dolu dolu yaşadıkları hayatlarının hikayelerini dinlemek yolculuğumun önemli ayrıntılarından biri oldu.

Soygun hikayesi öncesi Brezilya'da gönüllü olarak çalıştığım çiftlikte kerpiç ev yaparken
Brezilya’da gönüllü olarak çalıştığım çiftlikte kerpiç ev yaparken

Rengarenk evlerle süslü Salvador

Brezilya’ya geldiğimden beri tanıştığım her gezgin, Brezilya’nın Bahia bölgesinden bahsedince rotamı Salvador’a çevirdim. Brasilia şehrinden 26 saatlik otobüs yolculuğu ile Salvador’a vardığımda bambaşka bir ülkeye gelmiş gibiydim. Siyahların yollarda şarkılar söylediği, dans ettiği, rengarenk evlerle süslü eğlence ülkesi. Şehirde her daim bir hareket, sokağın birinde eğlence bitiyor, diğerinde başlıyor.

Couchsurfing aracılığı ile bana Salvador’da evini açan Augusto ve benim dışımda evinde kalan diğer gezginler Polonyalı Micheal ve Brezilyalı Mauricio ile Salvador’un sokaklarında, kalabalık sahillerinde eller havaya modunda eğlenedururken, yine Bahia bölgesinde Brezilya’nın önemli trekking ve hiking güzergahlarına sahip Chapada Diamantina Milli Parkı uzaklardan bana ses etti.

Dağ, tepe, şelale deyince akan sular durur benim için. Hazırladım çantamı, Brezilyalı Mauricio’yu taktım koluma, sihirli sağ baş parmaklarımız havada, Salvador’a 508 km uzaklıktaki Chapada Diamantina’ya gitmek için düştük yollara.

Canım Türkiyem’in otostopçusever sürücülerine selam olsun, Brezilya yollarında sizi çok aradım. Soygundan korktukları için otostopçulara pek durmazlarmış buralarda.

Soygun hikayesi öncesi Brezilya'da otostop
Brezilya’da otostop

Evet öyle ballandıra ballandıra anlattığım Bahia bölgesinin diğer yüzü, burada yaşayan halk gibi siyah. Ünlü Pelourinho meydanında Hindistan cevizi suyu aldığım sırada sakız satarmışcasına bana marijuana satmak isteyen siyah abilerden, cüzdanlara dikkat diye yazan rehber kitaplardan da bahsetmeliyim aslında. Yolculuğum sırasında yaşadıklarım ne yazık ki çektiğim fotoğraflar kadar renkli olmuyor bazen.

Brezilyalı Mauricio ile Salvador’da başlayan ve Chapada Diamantina sınırları içinde de devam eden otostop hikayemize Güney Koreli gezgin Kim de katıldı sonra.

Brezilya Chapata Diamantina'da Brezilyalı Mauricio ve Koreli Kim ile birlikte
Brezilya Chapata Diamantina’da Brezilyalı Mauricio ve Koreli Kim ile birlikte

Heyecanlı anlar

Yaklaşık 750 km yol aldık otostopla. Chapada Diamantina’nın her ayrıntısı tüm güzelliği ile başımızı döndürdü. Sonra ayrılık vakti geldi, her gezgin kendi yoluna, benim yolum tadına doyamadığım Salvador’a… “Yalnız başına kadın, buranın dilini bilmezsin, sen en iyisi otobüsle git, riske girme, güvenle, sağ salim varırsın” dedi büyükler. Büyük sözü dinledim aldım biletimi. Gece yolculuğu güzeldir benim için, azıcık kitap okurum sonra uyurum, uyanırım bi bakmışım Salvador’a gelmişim. Augusto kahvaltıyı hazırlamıştır, beraber bir pazar kahvaltısı yaparız diye düşünürken huzurla uykuya dalmışım. Uykumun en tatlı yerinde otobüste gürültüler, bağırışmalar… “Ayol ne oluyor?” diye uyku tulumumun içinden kafamı çıkarttığımda ne göreyim; eline silahını, tüfeğini, bıçağını alan bizim otobüse gelmiş. Yüzleri maskeli siyah abilerle bu sefer farklı bir eller havaya modundayız. 5-6 kişiler, içlerinden birinin yaşı en fazla 12 olmasına rağmen, elindeki bıçakla tüm cepleri boşaltıyor. Derin bir nefes alıyorum. Önce annemden hatıra alyansı parmağımdan çıkartıp sakince ağzıma atıyorum. Adamlar otobüsün koridorunda volta atıyor. Sırt çantam ayaklarımın altında, içinde pasaportum, cep telefonum ve 40 Reais ( 40 TL civarı) param dışında değerli bir şeyim yok. Yine derin bir nefes… Hooop telefonuma ve pasaportuma uzanıyor elim.

Eller havaya

Bu arada soyguncular bağırıyor. Borsa, Borsa! Hele şükür dediklerinden birini anlıyorum. Çanta diyor adam, çantaları istiyor. Bir gözüm soyguncularda, pasaportumu, telefonumu ve 20 Reaisi çaktırmadan taytımın içine sokarken, uyku tulumumla çantamı örtmeye çalışıyorum. Soyguncuların çoğu arka taraftaki diğer yolcuları soymakla meşgulken, içlerinden biri ise ön tarafa benim oturduğum yere doğru geliyor. Herkesin elleri havada. Bir elimde 20 Reais diğer elim havada. Öylece bekliyorum. Bir soygun hikayesi içerisindeyim. Ah çok acaip bir duygu! Elimdeki paraya uzanıyor o siyah el, hırsla alıyor elimden. Sonra yan sırada oturan kadının kucağından çantasını alıyor, benim yanımdaki boş koltuğa koyduğu gibi bıçakla çantayı delip açıyor. Heyecanla içini karıştırırken diğer soyguncular bağırış çağırış otobüsten iniyorlar. Bu da onları takip ediyor. Ön kapıyı ve dışarıyı göremiyorum. Otobüs hareket ediyor. Otobüste çıt yok. Arkama dönüyorum. O an gördüğüm sahneyi, suratlarındaki o korku dolu ifadeyi hiç bir zaman unutamayacağım sanırım. Gidiyoruz ama nereye, soyguncular nerede? Portekizce konuşmalar… Ayağa kalkıp otobüstekilere İngilizce bilen biri olup olmadığını soruyorum, şansıma 1 kişi var İngilizce konuşan. Polis merkezine gidiyoruz dediği andaki özgür kalmanın ve hala hayatta olmanın verdiği mutluluğu tarif edemem herhalde.

Brezilya'da silahlı soygun hikayesi
Brezilya’da silahlı soygun uğradıktan sonra polis merkezine gittik

Yaklaşık 750 km yol gittim otostopla kötü birilerine denk gelmedim, güvenilir diye para verdim, otobüsle gittim ve bir soygun hikayesi içinde soyuldum. Bir yanda eller havaya diyerek eğlendiren siyahlar, bir yanda eller havaya diyerek soyan siyahlar.

Tezatlıklar ülkesi Brezilya’ya hoşgeldiniz!

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.