Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Meksika’da Kilisede Bir Maya Seremonisi

Meksika’nın Chiapas bölgesindeki San Cristobal de las Casas şehri yakınlarındaki San Juan Chamula köyünde hayatımda unutamayacağım bir seremoni izledim hem de bir kilisede.

Meksika topraklarını İspanyolların keşfetmesinden önce bu topraklarda yaşayan Mayalar’ın soyundan gelen Tzotziles halkı Meksika’nın Chiapas bölgesinde yaşıyor ve halen daha atalarından miras kalan geleneklerini devam ettiriyorlar. İspanyolca’yla hiç bir ilgisi olmayan kendilerine ait Tzotzil dilini konuşuyorlar. Gençler İspanyolca konuşabiliyor olsada yaşlıların bir çoğu İspanyolca bilmiyor. Hem San Cristobal de las Casas şehrinde sıkça karşılaştığım hem de Chamula köyündeki hemen hemen her kadının kıyafeti oldukça dikkat çekici. Siyah renkli hayvan postunu etek olarak kullanıyorlar, simli, farklı renklerdeki önden 2-3 düğmeli parlak kumaş gömlekleri ise el dokuması, renkli geniş kemerlerin içinde yerleştirilmiş sıkıca. Ayaklarında ise plastik ya da deri sandalet veya terlik. 2270 metredeki bu köyün serin bir iklimi olsa da o ayaklar çorap yüzü görmüyor hiç. Erkeklerin şapkaları dışında özellikle tanımlayabileceğim bir geleneksel kıyafetleri yok. Köyde bir kaç adamın üzerlerinde kolsuz, diz altına kadar uzanan mont tarzı yine hayvan postu gördüm sadece.

Meksika Chiapas Chamula köyü kadınları
Meksika Chiapas Chamula köyü kadınları

Kilisede gördüklerimi anlatmadan önce biraz bu toprakların geçmişinden bahsetmem gerekiyor. Ancak o zaman taşlar yerine oturacak.

İspanyollar 1500’lerde bu kıtaya ulaştığında ilk icraatlarından biri burada yaşayan halkların dinlerini değiştirmek olmuş, dil değişimi de peşinden gelmiş. Güneş’e inanan, Ay’a tapınan, kakaoyu, mısırı kutsal sayan bu halkların inşaa ettiği sunakları, altarları yıkıp yerine devasal kiliseler yapmışlar, haçı yerlilerin ellerine tutuşturmuşlar. Demişler ki ”Bundan sonra sizin dininiz Hristiyanlık.” Keşke demekle kalsalar, öldürmüşler, eziyet etmişler. Şimdilerde (bir çoğunda) kahkahaların yükseldiği, renkli Latin Amerika topraklarında o zamanlar çok kan ve göz yaşı dökülmüş.

Kilisenin içinde fotoğraf ve video çekmek yasak. O nedenle kilisenin içinde gördüğüm herşeyi size detaylıca tanımlayacağım daha iyi anlayabilmeniz için.

Köyün meydanına bakan San Juan Chamula Kilisesi’nin yeşil kabartma çiçek motifleriyle bezenmiş, kemerli giriş kapısı göz alıcılığıyla bizi adeta içine çekiyor. Kiliseye giriş ücretli. Kapıdaki görevli fotoğraf ve video çekmenin kesinlikle yasak olduğunu bir kez daha tekrarlayarak bizi içeriye alıyor.

Meksika Chamula Kilisesi
Meksika Chamula Kilisesi

Bilindik Hristiyan kiliselerinin aksine San Juan Chamula Kilisesi’nin içinde oturaklar yok.

Kiliseye adım atar atmaz sanki bir çam ormanında yürüyormuşum gibi ayakkabılarım yerlere atılmış çam ağacı yaprakları ile buluşuyor. Burnuma ise çam yapraklarının o keskin ve taze kokusu geliyor. Adeta ormanda yürür gibi yavaş adımlarla yürümeye başlıyorum kilisenin içlerine doğru.

Kilisenin sağlı sollu duvarlarında, içinde azizlerin heykellerinin olduğu, kapakları camdan dolaplar var. Kilisenin farklı noktalarında öbek öbek 20 kadar insan yerde oturuyorlar. Oturdukları yerin önünün bir kısmını çam yapraklarından temizlemişler, kilisenin fayans zemini gözüküyor. Bu açığa çıkan fayansların üzerine renkli mumlar yerleştirmişler, kimi mum yanmaktan küçülmüş, kiminin boynu kiminin ise beli bükülmüş. Aziz San Pedro’nun heykelinin olduğu dolabın önünde mumlarını yakmış, aile olduğunu düşündüğüm 5 kişi oturuyor, 30’lu yaşların sonunda olduğunu tahmin ettiğim geleneksel kıyafetler içinde, saçları 2 örgülü zayıf kadının önünde, yerde canlı bir tavuk, kadın iki eliyle tavuğu tutmuş. Kadının solunda bir delikanlı oturuyor, 18-20 yaşlarında, kot pantolonunun üstünde siyah deri cekedi, saçları hipsterların modelinde bir yanı kısa, sola doğru uzatarak havalı bir şekil vermeye çalışmış. Bu delikanlının solunda ise yaşlı bir kadın. Yerel kıyafetleri içinde belini o dokuma kemerlerle çok sıktığından mıdır nedir göğüsleri daha bir kocaman gözüküyor. Yine 40’lı yaşların başında bıyıklarını uzatmaya başlamış bir adam ise tahta bir sandalyede oturuyor, kumaş pantolonu var, adamın hemen yanında ise 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu, ayakları çıplak, yerel kıyafetlerinin içinde öyle sevimli gözüküyor ki! İnsan kafalı ayı yavrusu gibi duruyor o hayvan postu geleneksel kıyafetinin içinde. Usulca yanlarına yaklaşıyorum, gözlerim bu ailenin gözleriyle temas etmek istiyor. Yaşlı kadınla göz göze geliyoruz, gözlerimle soruyorum ”Yanınıza oturmama izin veriyor musunuz?” Yaşlı kadının gözleri ”Evet” diye sorumu cevaplarken ağzından Tzotzil dilinde mırıltılı dualar dökülüyor. Daha genç olan kadının sağına çöküyorum usulca, çam yapraklarının bazılarının sivri uçları taytımı delip popomo batıyor yere oturunca, biraz sonra göreceklerimin gerçek olduğunun farkınavarabilmem için adeta beni çimdiriyorlar.

Bu ailenin önünde duran mumların bazısı yanıyor bazısı ise yanmayı bekliyor. Yaşlı kadının elinde çeşitli yeşil otların bir araya gelmesiyle yapılmış bir demet var. Sonradan mezcal olduğunu öğrendiğim sıvıyı bu demetin üzerine döküp mumların üzerine bu demeti silkeliyor, mezkalle buluşan ateş ”cızzz” diye ses çıkartırken yaşlı kadın demeti delikanlının kafasına, sırtına, kollarına sürtmeye başlıyor, bir yandan da kendi dilinde dualar mırıldanıyor.

Bu seramoninin baş kahramanı olan tavuk, daha genç olan kadının elleri arasında yerde duruyor, gözleri genellikle kapalı, arada açıp şöyle bir bakıyor etrafa, sonra yine kapatıyor gözlerini. Delikanlı arada bir huşu içinde dizlerinin üzerine yükseliyor, başını ve üst bedenini öne doğru eğiyor, o sırada boynundaki haçlı kolye ortaya çıkıp bir iki sallanıp kendini gösteriyor. Delikanlı yerine tekrar oturunca kolye ortadan kayboluyor. Yaşlı kadın elindeki demete mezkal döküyor, mumların üzerine silkeliyor, delikanlının bedenine sürmeye devam ediyor. Nabzını ölçer kimi delikanlının bileklerini teker teker tutuyor arada. O noktalara geldiğinde ağzından çıkan mırıltıların şiddeti yükseliyor. Kız çocuğu çıplak ayaklarla fayanslara basıyor, ben üşüyorum onun yerine. 10 dakika kadar seremoni bu şekilde ilerliyor. Sonra yaşlı kadın, daha genç olan kadına dönüp bir şeyler söylüyor kendi dillerinde. Kadın yerde gözleri kapalı olan tavuğu iki eliyle tuttuğu gibi yaşlı kadına uzatıyor. Yaşlı kadın kıvrak bir hareketle tavuğun kanatlarını iki eliyle iki yana açıyor önce, sonra tek eliyle iki kanadı birleştirerek tavuğu havaya kaldırıyor. Tavuk önce şoktan olsa gerek ses çıkartamazken o havaya kalkışla  ötmeye başlıyor. Bunlar saniyeler içersinde olurken gözlerim daha da büyüyor. Yaşlı kadının ellerinde havaya kalkan tavuk birden kendini mumların bir karış üstünde buluyor. Tek eliyle tuttuğu tavuğu önlerinde yanmakta olan mumların üzerinde gezdirmeye başlıyor. Önce bir karış mesafe ile sonra mumların ateşi ile tavuğun tüyleri arasındaki mesafe azalmaya başlıyor. Tavuk acı acı ötüyor, yaşlı kadının dua mırıltıları yükseliyor, çıplak ayaklı küçük kız çocuğu tavuğa bakıyor, gözleri en az benim kadar büyümüş. Saniyeler içinde tavuğun yanan tüylerinin kokusu geliyor burnuma. Tavuğu mumların üzerinden alıp delikanlının bedenine sürtmeye başlıyor, başından bacaklarına kadar uzanan bu sürtünme anında tavuk acı acı ötmeye devam ediyor. Yaşlı kadın son bir kez daha mumların ateşi üstünde tek eliyle gezdirdiği tavuğu havaya kaldırıyor, diğer eliyle tavuğun boğazını hızlı hareketlerle kıvırarak kırıyor. Tavuk hala daha çırpınmaya devam ediyor, ses yok, son çırpınışlar… Tavuk son nefesini verirken benim de nefesim kesiliyor adeta.

Yaşlı kadın tavuğu daha genç olan kadına uzatıyor. Kadın tekrar önüne koyuyor ölmüş olan tavuğu. Yaşlı kadın dualarını mırıldanmaya devam ediyor ama bir yandan da yüzü gülmeye başlıyor, delikanlıya bulaşıyor gülümseme ardından daha genç olan kadın seramoninin ciddiyetini geride bırakıp gülerek kocası ile konuşmaya başlıyor. Küçük kız çocuğuna birşeyler söylüyor, kız çocuğu gülüyor.

Yaşlı kadın bardağa mezkal doldurup önce delikanlıya veriyor, delikanlı içiyor ardından anne ve baba ve sonra küçük kız çocuğu mezkal içiyor. Yaşlı kadın bana dönüyor, kafamı sallayarak selamlıyorum. Boşta kalan bardağa mezkal doldurup bana uzatıyor, İspanyolca teşekkür ediyorum. Daha genç olan kadın ölü tavuğu alıp yanında duran bez çantanın içine koyuyor. Kadına bu tavuğu ne yapacağını soruyorum. Delikanlı ”Annem İspanyolca bilmiyor” diyor. Delikanlı ile konuşmaya başlıyorum. Hastalığı olduğunu ve bu seremoninin hastalığını geçirmesi için düzenlendiğini söylüyor. Yaşlı kadının şaman olduğunu ve bu şekilde insanlara yardımcı olduğunu söylüyor.Hastalığın tavuğa geçtiğini ve tavuğu öldürerek bu hastalığı yok ettiklerini söylüyor. ”Tavuğu ne yapacaksınız peki?” diyorum. ”Pişirip yiyeceğiz” diyor gayet normal bir şekilde.

Eşyalarını toplayıp, bez poşedin içinde ölü tavukla kiliseden ayrılırlarken kilisenin 4-5 yerinde başka insanlar seremonilerine devam ediyordu.

Meksika’da yaşayan halklar eski geleneklerini devam ettiriyorlar. Bunlardan bir tanesi de Ölüler Günü Festivali. Onunla ilgili hazırladığımız aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Meksika hakkında daha fazla yazı okumak isterseniz önceliği şu yazıma verin derim 😉

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.