Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Peru’nun Renkli Toprakları: Gökkuşağı Dağı

Peru’nun hep telaşlı şehri Cusco; “Masaj, masaaaaj” diye çığırtkanlık yapan kadınların, piercing yada dövme satmaya çalışan ya da el çizimi resimleri satarken bir yandan da esrar satışı yapan delikanlıların sokaklarda sürekli önünüzü kestiği, İnkaların bir zamanlar büyük taşlarla ördüğü duvarlara el sürmenin ve dayanmanın yasak olduğu, Peruludan çok, sokaklarını turistlerin doldurduğu, Machu Picchu‘ya giden yolun başlangıcı olan şehir. Güneş ışığının girmekte zorlandığı, daracık, upuzun sokaklarında yürürken İnkaların ruhu ile İspanyolların ruhunun birarada hissedildiği bir zamanların en büyük imparatorluğunu kurmuş İnkaların başkenti Cusco, bugünkü Peru’nun 7. büyük şehri.

Cusco yakınlarındaki Kutsal Vadi içinde bulunan Vamoss Türk evinde tanıştığım, Peru’yu gezmeye gelen Ferhan ve Fatih ile birlikte Cusco sokaklarında dolaşıyoruz.

Vamoss Türk evinde tanıştığım Ferhan ile Fatih.
Vamoss Türk evinde tanıştığım Ferhan ile Fatih.

Yüzlerce turizm acentası içinden uygun fiyatlı Rainbow Mountain (Gökkuşağı Dağı) turunu araştırıyoruz. Toplu taşıma araçları ile ulaşmak ciddi anlamda yorucu olacağı ve günübirlik gidiş-dönüş sağlayamayacağımız için, Cusco’dan araçla 3 saatlik mesafede olan dağa en kolay ulaşımın tur satın almak olduğuna karar veriyoruz. Fiyatlar 70 – 120 Sol arası değişiyor.  Bu fiyatlara sunulan servis ise üç aşağı beş yukarı aynı. Gidiş-dönüş ulaşım, kahvaltı, öğle yemeği, rehberlik hizmeti, oksijen tüpü. Ne alaka oksijen tüpü demeyin Gökkuşağı Dağları’nda 5200 mt’ye tırmanacağız 🙂

Sabah saat 3.30 sularında Cusco’da kaldığımız hostelden tur aracı önce bizi sonra diğer hostellerden de tura katılacak diğer kişileri aldıktan sonra 15 kişi yola koyuluyoruz.

Cusco yakınlarında bir köy

Gün ağarmaya başladığında dağın yakınlarındaki bir köyde inip kahvaltımızı yapıyoruz.

Gökkuşağı dağlarının çevresindeki köylerden biri

Rehberimiz olan kadın bize yürüyüş yolunun çok zor olacağını söyleyip yürüyüş bastonu kiralatmaya çalışıyor, fakat ne yazık ki Gökkuşağı Dağı ve çevresi hakkında pek bilgi vermiyor. Kahvaltıdan sonra araçlara tekrar bindiğimizde, tur sonunda bilgi vereceğini söyleyince bilgi sahibi olarak gezmek istediğimizi söylüyorum, bunun üzerine 3-5 bir şeyler söylüyor bilgilendirici. Daha önce bu bölge ile ilgili internetten yaptığım araştırmalarım sırasında okuduklarımdan daha farklısı/fazlası çıkmıyor rehberden. Peru turizmi içinde oldukça yeni bir rota aslına bakarsanız, henüz 1.5 sene önce buraya turlar düzenlenmeye başlamış.

Vamoss evinde kalan Semra ve Özlem, bizden önce bu tura katılmışlardı. Biz de tura gideceğimizi söyleyince tembih üstüne tembih bize; “çok zor, mutlaka ata binin çıkarken, çok soğuk oluyor yukarı çıkarken sıkı giyinin ama kat kat giyinin aşağı inerken sıcak oluyor” diye.

Ferhan’ın , Fatih’in ve benim de planımız dağa çıkarken ata binmek, dönerken de yürümek. Mesafe çok uzun değil aslında, sadece 8 km, zorlayıcı olan kısım yükseklik, 4000 mt’den 5200 mt’ye çıkacağız.  Yükseklik hastalığına iyi gelen koka yaprakları ağzımızda, otobüslerin ulaşabileceği son noktaya geldikten sonra 15-20 dakika kadar atları kiralayacağımız noktaya doğru yürüyoruz, hava serin. Yeni keşfedilmiş bir rota olmasına rağmen oldukça turist var etrafta.

Vadinin başlangıcında atlarını turistlere kiralayacak kadınlı-erkekli karışık bir yerli grup ile karşılaşıyoruz.

Gökkuşağı dağına çıkış

Gidiş-dönüş 70 Sol, sadece gidişin 50 Sol olduğunu daha önce duymuştuk. Yerel kıyafetleri içinde bu at sahiplerinden 3’ü ile sadece gidiş için pazarlık yapmaya çalışıyoruz.

Fakat 1 sol bile indirim yapmıyorlar. “Eyvallah” deyip sütçü beygiri atlarımızın sırtına binip yola koyuluyoruz.

Daha önce hiç ata binmemiş biri için bile kolay bir yolculuk, seyisler önde biz arkada, vadi içinde 1,5 saat boyunca ilerliyoruz.

Bazı noktalar çok dik olduğu için atın üstünden inip yürüyoruz, sonra tekrar atla devam ediyoruz.

Her adımda atın üstündeki bizler için nefes almak zorlaşırken, atları çeken yerliler için herşey çok normal gibi gözüküyor.

At ile Gökkuşağı dağına çıkış

Atların üstündeki bizlerin ayağında termik çoraplar, yürüyüş ayakkabıları varken, atın önünde yürüyen yerlilerin araba lastiğinden yapılmış terliklerin işindeki çıplak ayakları gözüme çarpıyor.

Daha öncede Bolivya’da bir tur rehberinin ayağında görmüştüm aynı terliklerden, ayrıca o terliklerle rehberin bir keçi kadar hızlı koşarak dağın yamacına tırmandığını da görmüştüm.

Ayakta termik çoraplar, ellerde eldiven bu kadar konfor içinde bir de at üstünde şu dağa çıkıyor olmaktan utanıyor insan o çıplak ayakları görünce. Biz şehirliler konfor içinde kendimizi el bebek gül bebek büyütürken aslında doğa karşısında nasılda zayıf düştüğümüzün farkına bile varamıyoruz.

Patagonya’da bulunduğum zamanlarda da sıkça sorguladığım bir konuydu bu. Sert hava koşulları nedeniyle kışın seyahat etmenin zorlaştığı hatta imkansız hale geldiği Patagonya’ya  İspanyollar ilk geldikleri zaman burada yaşayan Yamanalar’la karşılaştıklarında, balıkçılık yapan Yamanalar’ın, bu sert iklimde çıplak dolaştığını görürler. Ne acaip değil mi? İnsanın doğaya kendini nasıl uydurabileceğinin bir örneği.

Yamanalar
Yamanalar

Wim Hof ismini hiç duymuş muydunuz? Buz Adam lakaplı bu abi buz dolu bir küp içine girip 2 saat kalabiliyor ve vücud ısısı da değişmiyor. Everest’e sadece şortla tırmanırken, Namib Çölü’nde de hiç su içmeden bir maraton tamamlıyor. Ve doğa üstü güçleri olduğunu düşünebileceğimiz bu adam, çeşitli nefes ve meditasyon tekniği ile herkesin bunu yapabileceğini söylüyor. Buz Adam’ın hikayesi ile ilgili kısa bir belgesel yapmışlar. İlginizi çekerse buyrun buradan izleyin.

Bir yandan da düşünüyorum, aslında bizlerinde sıra dışı sayabileceğimiz hikayeleri olabilecekken, rahatımıza düşkünlüğümüzden, kendimizi tanıyacak fırsatı kendimize vermediğimiz için bu tarz özelliklerimizi kaybetmiş olabilir miyiz?

Neyse gelelim asıl hikayemizde kaldığımız yere. 7 kmlik mesafeyi atlarla bitirdikten sonra, kalan son 1 kmlik mesafeyi sert rüzgarlar eşliğinde yürüyoruz. Zemin daha dik hale geliyor.

Bu arada aynı tur aracı ile yola çıktığımız diğerlerini de etrafta görmüyoruz, rehber de yürümeyi tercih edenlerin arkasından yürüyor. Rehber bize yürüyüş sonrası herkes ile araçta buluşulacağını söylediği için rehberi arama telaşına kapılmıyoruz.

Nefes nefese tırmanıyoruz Gökkuşağı Dağı’nın yanındaki dağın zirvesine doğru. Renklerin muazzamlığını görebileceğimiz en iyi nokta burası.

Gökkuşağı dağına çıkış

Renkler gözalıcı renkleri ile Gökkuşağı Dağı karşımıza dikiliyor. Sıra sıra renklerle bezenmiş, sarıdan yeşile, kızıldan griye.

7 değişik maden/minarelin biraraya gelmesiyle oluşmuş br doğa harikası Gökkuşağı Dağı

Tektonik kırılmalar sonucu 7 değişik maden/minarelin biraraya gelmesiyle oluşmuş br doğa harikası, gökkuşağının yeryüzüne düşmüş hali adeta.

Kapadokya’ya her gidişimde hissederim, Atakama Çölü’nde de hissetmiştim ve burada da aynı duygu belirdi. Doğada böyle muazzam şekilde birarada görmeye alışık olmadığım bu renkler bende başka bir gezegendeymişim hissini uyandırıyor.

Zirveden Gökkuşağı Dağı’nı izlerken çevredeki karlı dağlarda enfes bir manzara sunuyor.  Rüzgar sarsıcı, 10 dakika ancak dayanabiliyoruz bu şiddetli rüzgara. Tekrar dönüş yolunu tutuyoruz.

Vadinin içinde aşağıya doğru yürüdükçe güneş de yüzünü göstermeye başlıyor.

Kimi at sahipleri kendilerini çimlerin üzerine atmış laflıyorlar, kimleri uyukluyor kimileri de dönüş yolu için müşteri peşinde.

Ferhan ve Fatih ile sohbet ede ede yürüyoruz. Alpakalar ve lamalar etrafta otlanıyor.

Vadi içindeki bu yürüyüş yolu üzerinde 2-3 noktada su , gazlı içecek ve çeşitli atıştırmalık satan tezgahlar ve tuvaletler var.

Vadiye giriş yaptığımız sırada giriş ücreti olarakta 10 Sol ödemiştik.  Bazı tur firmaları tur ücretinin içine bu fiyatı dahil ediyor, bizimkine dahil değildi.

Saat 11.30 gibi araca ulaşıp diğerlerini beklemeye koyuluyoruz. Hem yorgunluktan hemde açlıktan araçta diğerlerini beklerken uykuya dalıyoruz. Öğlen yemeği için, sabah kahvaltı yaptığımız yerde yine durup kinoalı sebze çorbası ve makarna ile karnımızı doyurduktan sonra Cusco’ya geri dönüş başlıyor.

Gökkuşağı Dağı nı benim için daha renkli kılan unsur iki renkli karakter Ferhan ve Fatih oldu.  Her ikisine de arkadaşlıkları, yoldaşlıkları için teşekkür ediyorum. Birlikte daha güzel yollarımız olması dileğiyle ♥

Gökkuşağı Dağları‘yla ilgili youtube videomu izlemeyi de unutmayın 😉

11 yorum var

  • Oğuz zenginal
    Posted 22/12/2016 at 09:09

    Manzaralar da çok güzel bilgilerde tesrkkurlet

    Cevapla
  • Burak
    Posted 22/12/2016 at 12:11

    Müthiş <3 Hiç Bitmesin İstediğim Bir Yazı ve Resimler… Teşekkürler

    Cevapla
  • Sevtap Tincer
    Posted 22/12/2016 at 16:03

    Anlatımınız çok güçlü ve etkileyici, yalnız “de” leri ve “da” ları ayrı yazmanız ifadenizi daha da güçlü hale getirecektir. Sevgiler

    Cevapla
    • Post Author
      halesargin
      Posted 22/12/2016 at 17:59

      Cook tesekkurler, tavsiyenizi gozonunde bulunduracagim 😉

      Cevapla
  • Cenk Öztürk
    Posted 22/12/2016 at 17:53

    Harika yerler bayıldım. Teşekkürler bize tanıttığınız için.

    Cevapla
  • onur
    Posted 22/12/2016 at 22:59

    Merhabalar yazılarınızın hepsini kronolojik sıraya göre okudum. Gezileriniz ilham verici. Herşey gönlünüzce olsun.
    Yeni yerler keşfetmeniz dileğiyle…

    Cevapla
    • Post Author
      halesargin
      Posted 22/12/2016 at 23:20

      Tesekkurler, Peru’dan sevgiler <3

      Cevapla
  • özge
    Posted 27/03/2017 at 17:51

    Eylül ayında Peru’ya gitmeyi düşünüyorum. Sizce mevsim koşulları nasıl olur? Sizin de belirttiğiniz oksijen yetersizliğine , değişken hava koşullarına ve yemek durumunda özellikle dikkat etmemiz gereken bir durum varmıdır? Coco yaprağı uyuşturucu özelliktemidir? Sizi keyifle takip ediyorum. Yolunuz açık olsun, yüzünüzden gülücük eksilmesin. Güleç yüzünüz fotoğraflarda bile bizi aydınlatıyor, seyahat etme şevki veriyor

    Cevapla

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.