Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Yeni evim, eski genelevmiş ya!


20150511_113534

Baştan peşin peşin söyleyeyim, bu öyle dağlarla tepelerle ilgili bir yolculuk yazısı değil. Bir uçurumun kenarında batırdığım güneşin beni nasıl da mutlu ettiğini de anlatmayacağım. Bildiğin o yolun yolcuları diye tabir edilen yolcular hakkında bir yazı ama yolculuğumun da bir parçası oldular…

Elimde harita, Santiago’nun sokaklarında gönüllü olarak çalışacağım ve aynı zamanda da yaşayacağım hostelin sokağını arıyorum. Şehir merkezinde sayılabilecek, Enrique Mac Iver sokağını buluyorum. Tam olarak aradığım sokak işte burası. Numara kaçtı? 661. Evet evet bu sırada olmalı. 655, 657, 659 bitişikteki apartman olmalı aradığım hostel de, 659 numaralı apartmanın kapısında bekleyen abla kim? 50’sini geçmiş bir kadın, kapı eşinde bir omzunu duvara yaslamış, bir eli boyalı sarı saçlarında, diğer elinde sigara, giymiş mini eteğini göbeğine aldırış etmeden, a-a üstelik külotlu çorabı da kaçmış boydan boya. Neyse çok bakmayayım kadına, ayıp! Öyle ya herşeyin ayıp olduğu bir ülkeden geliyorum. Bacak bacak üstüne atma büyüklerin yanında AYIP, sakızı öyle çiğneme AYIP, büyüklerine cevap verme AYIP. Yeter yahu ülkeyi terkettim hala ayıplar peşimden geliyor. Neyse 661’in zilini çalıyorum. Hostelin tabelası başımın üstünde sallanıyor. Santiago Backpacker Hostel. Gözüm 1 metre ötemdeki kadına kayıyor yine. Sanki varlığımdan bir haber, öyle boş boş bakıyor tam karşıdaki kiliseye doğru.

Komşu ablanın ağzındaki sakızın patladığı anla hostelin kapısının açılması bir oluyor. İçeri giriyorum. 2 katlı, yüksek tavanlı, eski ama restore edilmiş şirin bir hostel. Sahipleri ile tanışıyorum, bahçede sohbet ediyoruz, içim ısınıyor ikisine de. Onlarla sohbet ederken yan apartmanın 2. katının 2 penceresi takılıyor gözüme. Sarışın ablanın kapısında durduğu apartmanın bu pencereleri hostelin bahçesine bakıyor. Belki de o ablanın odasıdır diye geçiyor aklımdan.

Biraz etrafı tanımak için hostelden çıkıyorum. Hostelin demir kapısını kapatırken yine bizim komşuyu görüyorum kendi apartmanının kapısında ama bu sefer yanında bir adam var konuşuyorlar. Abla arkasını dönüp apartmanın içine doğru ilerliyor, adam da arkasından… Yok daha neler? Hadi canım olur mu? Ayıp! Neyse ben bir şehri keşfedeyim.

Etrafı dağlarla çevrilmiş bir şehir Santiago. Sonbaharda hiç bir hava sirkülasyonu olmadığı için şehrin üstünde duman oluyor demişti yolda tanıştığım biri. Haklı. Hem dumandan, hemde koca koca binalardan dolayı çevredeki dağlar zor seçiliyor.

Akşam yemeği sırasında hostelde çalışan Slava’ya soruyorum, kimdir komşularımız anlat bakalım hele! Slava başlıyor anlatmaya…

Yan apartmanın bir genelev olduğunu, komşularımızın da hayat kadınları olduğunu duymam yetmezmiş gibi bu hostelinde 5 sene öncesine kadar yine genelev olarak kullanıldığını ve 40 hayat kadının burada yaşadığını, hostelin sahipleri bu apartmanı aldığında 40 hayat kadınını buradan çıkartmak için oldukça zorlandıklarını söylediği an, duvarlardan sesler duymaya başlıyorum. Karşımdaki duvarlar dile geliyor bir zamanlar gördüklerini, duyduklarını anlatmaya başlıyorlar. Seks hikayeleri değil duyduklarım, o kadar ucuz değil sevgili okur! Kadınların duvarlarla fısıldayarak konuşmaları geliyor kulağıma…

20150512_190233

Şimdi ben eskiden genelev olan ve bitişik apartmanı hala genelev olarak kullanılan bir hostelde gönüllü çalışıyorum ve bu dünya üzerindeki bir çok adaletsizliği, eşitsizliği daha fazla sorguluyorum.

20150511_155623

3 kuruşa kadını satın alan, porno izleyerek bu sektöre hizmet eden insanların olduğu bir dünyada bazen yaşamak ağır geliyor.

İzlediğim en iyi kafa açan Tedx videolarından birini paylaşarak nokta koyuyorum bu yazıya.

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.