Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Yaz Kur’an Kursu

Kolombiya’da yoga hocalık eğitiminde tanıştığım Deniz’le bir akşam yemeği sonrası sohbet ederken laf lafı açtı, konu 5 yaşındayken gittiğim yaz Kur’an kursuna geldi. Böyle bir konunun böyle bir eğitim sırasında aklıma gelmiş olması normal mi anormal mi sorgulamadım, aklıma gelmişse vardır bir sebebi diyerek Deniz ile paylaştım.

5 yaşındayım, Çanakkale’nin Ezine ilçesinde yaşıyoruz o zamanlar ailecek. Anaokulundan atıldığım yıl. İnsan anaokulundan atılır mı demeyin, valla atıldım. O zamanlar 6 yaşındaki çocuklar anaokuluna gidebiliyor sadece, benden 1 yaş büyük kuzenim anaokuluna başlayınca önce en yakın oyun arkadaşımı kaybettim sonra da ”o gidiyor ben neden gidemiyorum” diye kıskançlık yapmaya başlayınca annem okul müdürü ve öğretmenlerle görüşüp rica minnet beni anaokuluna kaydettirdi. Mutluluğum tarifsiz! Zaman kavramı o zaman farklı tabi, zaman tanımı ”yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz okula gidicez”den ibaret. Anaokuluna başladıktan sonra ne kadar süre geçti şimdiki zaman kavramımla pek hatırlayamıyorum ama bir gün okul bahçesinde tek oyuncak olan barfiks demirlerinde sallanan bir oğlan çocuğu gördüm. Yanına gittim önce bir süre seyrettim sonra ”İnsene ben oynayacağım” dedim okulun sahibiymişim gibi. Oğlan çocuğu oralı olmadı, sallanmaya devam etti. Yine tekrarladım, ”İnmicem, ben oynuyorum” dedi. Israr etmeme rağmen barfiks demirlerinden inmeyince biran gözüm döndü, döndüğü yerde de turuncu renkli tuğla gözüme çarptı, koşar adımla tuğlayı yerden aldığım gibi oğlan çocuğuna fırlattım. Tuğlanın kafasına çarpmasıyla yere düşen çocuk bağırarak ağlamaya başladı, kafasında eliyle tuttuğu yerden kanlar akmaya başladı. İnsanların nasıl katil olabileceğini 5 yaşındayken az daha deneyimliyordum. Etraftaki diğer öğrenciler başımıza toplandı, sonra öğretmenler geldi. Kulağımdan tutulduğu gibi müdürün odasına götürüldüm. Odaya girince kulağım öğretmenin ellerinden müdürün ellerine teslim edildi. Kalbimin sesi müdürün bağrışlarını bastırıyordu, korkumdan neler dediğini tam hatırlamıyorum ama söylediği tek bir cümle bugüne kadar hafızımda benimle. ”Dua et ki annenleri tanıyorum”  Okula annem çağırıldı, ”Kızınız anaokuluna gelebilecek olgunlukta henüz değil” diyerek beni okuldan postaladılar.  Oğlan çocuğuna ne oldu derseniz, oksijenli su ve tentürdiyot ile pansuman yapılarak yarasına bant yapıştırılıp evine gönderilmiş. (Annem teyzeme anlatırken duydum tabi bu hikayeyi) Böylece ilk okul maceramda içimdeki şiddet duygusu ortaya çıkmış oldu, çözümü ise okuldan atılmak oldu.

Okul hayatım sonra erince bizim evin bahçesinde tavukların peşinden koşmaya, annemle paralı günleri gezmeye devam ettim.

Sonra yattık kalktık, yattık kalktık, yattık kalktık yaz geldi, okullar kapandı. Okullar kapanınca en yakın oyun arkadaşıma kavuştum, mahallenin çocukları ile daha uzun oyun saatleri başladı. Sokakta toprakları eşeleyip, tavukların peşinden koşarken bir gün benden bir kaç yaş büyük karşı komşumuzun kızı yaz Kur’an kursuna gidiyorum diyerek tavukların peşinden koşmayı bıraktı. Karşı komşunun kızından sonra, yan komşunun oğlu, derken kuzenim de yaz Kur’an kursuna gideceğim deyince beni yine bir hevesler aldı. Elim kalem tutalı, o zamanlar hayatımın en önemli 5 insanının adını yazabiliyorken ( Emin -babam-  Gülşen-annem-, Hasan-abim, Alev-kuzenim, Meriç-komşumuzun yeğeni, akrabam olmayan ilk arkadaşım ) birden bezden Kur’an çantasını omuzlayıp mahallenin çocukları ile caminin yolunu tuttum. Kız çocuklarının diz altında etek giymesi gerekiyor dendiği için benden 6 yaş büyük kız kuzenimden bana kalan eteği üzerime geçirip, başıma da tülbenti geçirince beni bir gülme tuttu ki altıma kaçırdım, abdest gitti.

Ciddi ol kızım! 

Cami hocası bıyıklı amca dünyada gördüğüm ilk ciddi insandı. Okul müdüründen de ciddi! Okulda öğretmenler elinde cetvelle gezerken cami hocasının elinde ağaç dalından sopa vardı. Biraz gürültü yaptığımızda hoca tüm şiddetiyle ya duvara ya yere sopayı vurup bizi susturuyordu. Sopanın duvara ulaşıncaya kadar havada oluşturduğu rüzgar resmen yüzümüze yapışıyordu. Korkudan altıma ediyordum, abdestim kaçıyordu ama korkudan söyleyemiyordum. Arab alfabesindeki Elifler be te se cimler hafızaya alınırken ne yaptığımın bilincinde olmadan sırf mahallenin çocukları ile olmak adına ezberlemeye çalışıyor, hocanın söylediğini hep bir ağızdan tekrarlarken bir yandan da munzurluk yaparak yanımdakileri güldürmeye çalışıyordum. Ben gülmeye ve güldürmeye devam ettikçe hocanın sopasının rüzgarını gittikçe yakınımda hissetmeye başladım. Sopanın rüzgarı beni şahlandırmış olmalı ki bu gülmelere ve güldürmelere son veremedim. ”Kızım ciddi ol” diyerek hoca kulağıma yapıştı bir gün, benden 1 yaş büyük kuzenime de ”Bunun annesine söyle seneye göndersin bunu” diyerek bizi eve gönderdi. Camiden eve doğru kuzenimle ilerlerken ağladığımı hatırlıyorum. Mahallenin tüm çocukları Kur’an kursunda ben sokakta yalnız oynamak zorundaydım. En büyük ceza! Bir sonraki sene hiç içimden gelmedi tekrar yaz Kur’an kursuna gitmek, zaten hala daha ciddi olmayı beceremiyordum.

Şimdi düşünüyorum da o yaşta ne büyük travma yaşamışım arka arkaya, önce anaokulundan sonra yaz Kur’an kursundan atılıyorum. Birinde içimdeki şiddetten dolayı, diğerinde ise içimden gelen gülme ve güldürme isteği yüzünden. İki olayda da benim için buldukları çözüm UZAKLAŞTIRMAK , ORTAMDAN ATMAK oluyor.

Bu hikayeyi Deniz’e anlattıktan sonra neden bu hatıranın aklıma geldiğini anladım aslına bakarsanız. Yoga hocalık eğitimi veren hocamız her gün onlarca kez bize ”Önce göğsünüzle gülümseyin, şimdi yüzünüze minik bir gülümseme oturtun, ciddi olmanıza gerek yok, gülün, hareketleri yapamadığınız zaman kendinize gülerek yaklaşın” diyor. Bize sürekli şakalar yapıyor, kendisiyle dalga geçiyor, gülüyor ve güldürüyor.  Sevgiden bahsediyor, dünyayı sevmekten, insanları, doğayı sevmekten söz ediyor, doğadaki herşeye şefkatle yaklaşmamız gerektiğini dile getiriyor her defasında.

İçimdeki minik Hale’ye dönüyorum ve tekrarlıyorum ”geçmişte olanları unut, ciddi olmana gerek yok, gül güldür, şiddetle istediklerini elde edemezsin, sev ve şefkat göster”

İçimdeki sevgiyi büyüttüğü, korkudan altıma işetmediği, anlamadığım ya da bir hareketi yapamadığım için uzaklaştırma almadığım  için yoga öğrenmeye ve öğretmeye devam.

Herkese Kolombiya’dan sevgiler

Hale

11 yorum var

  • Tugce
    Posted 18/07/2018 at 12:34

    ElIbiza yüreginize saglik Harijans bir yazi olmus

    Cevapla
  • Yeşim
    Posted 19/07/2018 at 11:39

    Okudum ve doyamadım ictenliğin ve samimiyetin için ?? ?

    Cevapla
  • Mustafa
    Posted 19/07/2018 at 13:14

    Sevgili Hale bacı!Ne güzel bir yaşanmış hikayeyi kaleme almayı başarmışsın.Seve Seve okurken”arkası yokmuş?”diye aradım durdum.Sevgi dolu selamlar.Ezine de kavuk satın almıştık.Hiçte iyi çıkmamıştı.Aslında Ezine’nin Kırkağaç’ın kavunları çok tatlı olur.Değilmi?Sevgi dolu selamlar.

    Cevapla
  • Post Author
    halesargin
    Posted 20/07/2018 at 00:08

    Ezine’nin domatı güzel olur 😀

    Cevapla
    • Post Author
      halesargin
      Posted 20/07/2018 at 00:08

      Sevgiler Kolombiya’dan…

      Cevapla
  • Arif
    Posted 20/07/2018 at 17:07

    Harika bir yazi,yüreginize saglik.Sokaktaki kedi köpek cocuklara kuran kursundan daha cok sey ögretiyor yasamaya dair…

    Cevapla
  • Arzu
    Posted 20/07/2018 at 18:49

    Ah Halecim, bazen insanın kendini bulması için yol boyu inzibatlar koyarlar.. İsaretler bizi yolda tutar?Sevgiler

    Cevapla
  • Alev
    Posted 06/02/2019 at 08:44

    Harika anlatim.Benim de benzer kuran kursu deneyimim oldu. SEVGILER. Yola devam .

    Cevapla

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.